Bir çocuğa İngilizce öğretmenin en kestirme yolu, ona İngilizce öğrettiğinizi hissettirmemektir. Kulağa tuhaf geliyor ama işin sırrı tam olarak bu: çocuk oyun oynadığını, hikâye dinlediğini, şarkı söylediğini sanarken dil ona kendiliğinden işler.
Çocuk derslerimde üç altın kuralım var. Birincisi hareket: oturup dinleyen çocuk değil, çizerek, oynayarak, taklit ederek öğrenen çocuk. İkincisi merak: her ders küçük bir keşifle açılır — bugün ne öğreneceğimizi çocuk tahmin eder. Üçüncüsü başarı hissi: her ders, çocuğun "ben bunu yapabiliyorum" diyerek bitirdiği küçük bir kazanımla kapanır.
Gençler için yaklaşım biraz farklı: onların dünyasına girmek gerekir. Sevdiği diziden bir sahne, dinlediği şarkının sözleri, oynadığı oyunun İngilizcesi... Ders materyali onların hayatından geldiğinde motivasyon kendiliğinden doğar.
İngilizceyi seven çocuk, kendi kendine öğrenmeye devam eden çocuktur. Amacım tam olarak bu: ders bittiğinde bile merakın sürmesi.